Türkiye

Image Hosted by ImageShack.us
VATANSEVER PATRİOT - Blogcu



Bu sayfada dakika saniye misafirim oldunuz .....

WELCOME
bayrak bayrak

Get your own playlist at snapdrive.net!
UYGUR TÜRKLERİNE YAPILAN KATLİAMI KINIYORUM.

« Önceki |

7/7/2009

KÜRESEL ISINMA FOTOĞRAFLARI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALLAHTAN GERÇEK DEĞİL AMA DÜNYAMIZA DİKKAT ETMEZ KORUMAZSAK SONUÇ BU!!! GELECEĞİMİZ VE TORUNLARIMIZ İÇİN DOĞAYI KORUYALIM!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
NEYSE BENDEN SİZE SIR BUNLAR FOTOMONTAJ AMA ŞİMDİLİK....

7/7/2009

COĞRAFYACININ AŞKI (MÜKEMMEL ÖTESİ BİR ŞİİR)

COĞRAFYACININ AŞKI

 

   Seni ilk gördüğümde  kalbimin Çizgisel hızı arttı,gözlerimizin Ekvatoru kesişti. Senin kıta sahanlığına yaklaştım yavaşça.

   Günlerden Cumaydı, gölge boylarımızın 0 olduğu,Güneşin Yengeç Burcuna girdiği bir akşam üzeriydi, 
   Seni tanıdığım an ayaklarım yerden kesildi yerçekimi etkisini yitirdi kendimi ay yüzeyinde dans ediyormuş gibi hissetmiştim.

   Sen benim için Samanyolu galaksisinin en parlak yıldızıydın,

   Seninle ellerimizin ilk birleştiğinde vücudumun Maksimum nemi artı gözlerimin Bağıl nemi hat safhaya ulaşmıştı.

   Kalbim senin sevgine ;Büyük Sahradaki toprakların suya hasretinden daha fazla hasretti.

   İlk bakışta ,ilk dokunuşta kalbimdeki sıcaklık farkından dolayı kalbim Mekanik çözülmeye uğradığını, kendimi  hayal denizinde buharlaşıyor hissetmiştim.

   Seni görmeden önce kalbimin kıta sahanlığına kimse giremedi.  Hinterlandım o kadar dardı ki hiçbir aşka başlayamadım. Limanıma demir atan her gemi Bermuda Şeytan Üçgenine kapılmış gibi eridi gitti.

   Senin için uçsuz bucaksız Yörüngemde yaşamadığım hayaller kurmaya başlamıştım;

   Ben rüzgarın sert olduğu yiğidinin mert olduğu bozkırda (kısaca Nevşehirde) yetişmiş bir Anadolu çocuğuyum,

   Sen  eğitim seviyesi yüksek,internet kayfelerin bolca olduğu,  çarpık kentleşmenin olmadığı bir metropolde yetişmiş bir hamburger çocuğuydun.

   Seninle umumu efkarda bir izdivaç yapıp,kutuplarda grup ve şafak vaktini uzun süre seyretmek ,Dar tabanlı nüfus piramidine benzeyen bir evde Dünya nüfus artış hızına katkıda bulunmak istiyordum.

   Ya seninle Dağınık yerleşmenin görüldüğü Karadeniz’de Su parası vermeden ahşap bir evde oturacaktık,yada Nevşehir’de Toplu yerleşmenin olduğu yerde, hayatımız boyunca su parasına çalışacağımız Kerpiç bir evde oturacaktık.

   Kuracağımız evin bahçesinde  Gerçek alanın ile izdüşümü alanı arasında hiç fark olmayacaktı. 

   Ben sana stepin en nadide çiçeklerini gelinciklerini- papatyalarını yollarına serecektim.

   Sende bana ebe gümeci,çıtlık otu karışımı salatalar yapacaktın Avanos yapımı çanak çömleklerde. 

   Sabah kollarına bozkırın papatyalar kardelenler, hardallardan yapılmış çiçek buketlerini ilkbahar yağışları gibi serpecektim.

   Boy boy yetiştireceğimiz çocuklar ülkenin okur yazar oranını artıracaktı. 

   Sensiz geçen günlerimde vücudum Sibirya Y.B.etkisinde kalmış gibi Richter ölçeğine göre 7 şiddetinde depremlere maruz kalıyordu.

   Ama o peribacalı görünüşlü keven saçlı baban hayallerime Konveksiyonel yağılar gibi hayallerime kurşun oldu. Üzerimize Nimbus bulutları gibi çöktü. 

  Seninle aramıza en büyük fay hatlarını-Alp Himalaya dağlarını koysa bile Akarsular gibi en kısa yolu bulup uçan kuşla esen yelle sana kavuşacağım Sarı Papatyam.

  Seni tanıdıktan sonra hayatımdaki kelimeler sözlük anlamını yitirdi gerçek anlamını buldu. Hayatım renklendirme yöntemi ile çizilmiş haritalar kadar çekici oldu. 

 YÖRÜNGE:Hayatım

 YILDIZ :Sen

 GEZEGEN:Ben

 GÜNDÜZ :Seninle geçen anlarım,

 GECE :Sensiz geçen anım,

 GÖKTAŞI :Müstakbel Baban

 EKSEN :Yemeklerini yemeden önceki halim,

 GEOİD :Nefis yemeklerini yedikten sonraki halim,

 REJİM .Buluşma günlerimiz

 AKIM(DEBİ) :Akıttığım göz yaşlarım,

 SU BÖLÜMÜ ÇİZGİSİ:Evlerimizi ayıran sınır,

 MENDERES:Babana yakalanmamak için izlediğim yol,

 YEREL SAAT :Buluşma Anı

 AYAR BOYLAMI:Buluşma yerimiz,

 İZOHİPS  :Kader çizgilerim,

 GÜNBERİ  :Sana yaklaştığım an

 GÜN ÖTE  :Senden uzaklaştığım an

 KAKTÜS  :Müstakbel kayınvalidem

 DEVEDİKENİ :Kayınçolar

 TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ:Ölüm anı 

   Velhasıl vasiyetim tüm dostlara. Bir gün bu dünyadan göçüp gidersem bu naçiz vücudum Kimyasal Çözülme ile toprak olmadan önce köyümün Konveksiyonel yağışları ile yıkasınlar. 

 Silahımı ,kitabımı ve inadımı; Oğluma, 

 Sevgimi ;Kızıma,

 Sabrımı ,Kadınıma,

 Coğrafya sorularımı, her şeyden çok sevdiğim Öğrencilerime  bırakıyorum,

 Beni aradığında ;

 Bulutlara yükledim Özlemimi,Rüzgarlarla gönderirdim sevgimi.

 Gözlerimin ışıltısını; Sabah Tan vaktinde,

 Sesimi gece gündüz esen; Meltem rüzgarında

 Cemalimi gökyüzündeki Sirüs -Kümülüs bulutlarında görürsün.

 Bu dünyada ayrılan ellerimiz mahşerde kavuşur umarım. 

 Mahşerde seninle ;Güneş ışınlarını eğik açı ile alan, Dönenceler dışında ,Gölge boyunun 0 olmadığı,İç ve Dış Göçün yaşanmadığı ,Kişi başına düşen milli gelirin yüksek olduğu bir Cennette görüşmek dileği ile..! 

 Gül filizlendiği günden itibaren Güneşe Aşıktır. Güneş her gün batışında gülü bırakıp gitse de gül gökteki yıldızlara kanıp Güneşi asla UNUTMAYACAKTIR. 

Gölgeler düşse de yüreğinin üstüne,

Güneşini sakın söndürme,

Eğer umut yoksa yarınlar uzak kalır insana ,

UNUTMA bir sen daha yok bu dünyada. 
 
BİZLER BU DÜNYADAN GÖÇÜP GİDERKEN BAZILARININ HAYALİNİ BİLE KURAMADIĞI DÜŞÜNCELERİ YAŞAYARAK ŞEB-İ ARUZA  ULAŞTIK

 
Umut kadar beyaz,

Gökyüzü kadar Mavi,

Gözyaşı kadar Duygu dolu,

Sevgi kadar sıcak ve çok mutlu bir  hayat geçirmeniz  dileği ile...!

BAYRAM AKTÜRK COĞRAFYA ÖĞRETMENİ

6/7/2009

TÜRKİYE HARİTALARI SUNUMU (200 TANE )

 internet ve coğrafya sitelerinden topladığım haritalar hazırlayan ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi bir borç bilirim. Amaç paylaşım olunca benimde bir katkım olsun dedim bende bunları slayt haline getirip üstlerine ne olduğunu yazdım. Bence hoş da bir slayt oldu.

Şimdi bazılarınız diyecektir slaytta haritaların bize ne faydası olur. Bence çok faydalısı olur. çünkü hem haritalar bir arada olur hemde gerekli olan haritayı slayttan normal boyutunda rahatlıkla alırsınız. nasıl mı hemen yazayım almak istediğiniz haritanın üzerine gelir tıklarsınız daha sonra sağa tıklar ve resim olarak kaydete tıklarsınız açılan sayfada dosya adına haritanın adını yazar kayıt türünüde gif, jpg ve png ye çevirir ve bilgisayarınıza kaydeder ve bilgisayarınızda aramaktan kurtulursunuz.

daha bitmedi f5 hoş bir müzik eşliğinde haritaları izlersiniz.

ayrıca slayt şekline göndermediğim için istediğiniz zaman yeni bir harita elinize geçtikçe kopyalar ve kaydedersiniz güzel bir harita arşiviniz olur. güle güle kullanın.  

içerisinde beşeri, fiziki, dilsiz haritalar bulabilirsiniz.

 

Tekrar yeniliyorum haritalarda emeği geçenlerin hepsine teşekkür ediyorum.

 

 
http://www.4shared.com/file/49152444/8d95f4c3/TRKYE_HARTALARI.html

SUNUMDAN KÜÇÜK BİR GÖRÜNÜM.

6/7/2009

LİSE 1 COĞRAFYA DERS NOTLARI

İç Kuvvetler Full Ders Notu Görsel ve Anlatım

http://www.4shared.com/file/57419317/827d8c08/i_kuvvetler_2003.html


Dış Kuvvetler Full Ders Notu Görsel ve Anlatım

http://www.4shared.com/file/57421135/dfd509f7/d_kuvvetler_2003.html

İklim Bilgisi Full Ders Notu Görsel ve Anlatım

http://www.4shared.com/file/57427961/8eb737cf/iklim_bilgisi.html

6/7/2009

DÜNYA HARITALARI SUNUMU (230 HARİTA 42 ADET HAREKETLİ DÜNYA GİF)

internet ve coğrafya sitelerinden topladığım haritalar hazırlayan ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi bir borç bilirim. Amaç paylaşım olunca benimde bir katkım olsun dedim bende bunları slayt haline getirip üstlerine ne olduğunu yazdım. Bence hoş da bir slayt oldu.

Şimdi bazılarınız diyecektir slaytta haritaların bize ne faydası olur. Bence çok faydalısı olur. çünkü hem haritalar bir arada olur hemde gerekli olan haritayı slayttan normal boyutunda rahatlıkla alırsınız. nasıl mı hemen yazayım almak istediğiniz haritanın üzerine gelir tıklarsınız daha sonra sağa tıklar ve resim olarak kaydete tıklarsınız açılan sayfada dosya adına haritanın adını yazar kayıt türünüde gif, jpg ve png ye çevirir ve bilgisayarınıza kaydeder ve bilgisayarınızda aramaktan kurtulursunuz.

daha bitmedi f5 hoş bir müzik eşliğinde haritaları izlersiniz.

ayrıca slayt şekline göndermediğim için istediğiniz zaman yeni bir harita elinize geçtikçe kopyalar ve kaydedersiniz güzel bir harita arşiviniz olur. güle güle kullanın.

230 dünya haritası ( ne olduklarıyla beraber ) Boyut 42 mb. tır.
15 pangea
42 hareketli dünya gifi (hareketli)
slaytı müzik eşliğinde izlemek 24 dakika 1 saniye devirli bir zaman alıyor. 

tekrar tekrar emeği geçenler çok teşekkürler emeklerine sağlık Allah razı olsun.

İndirme linki

19/5/2008

MUSTAFA KEMAL'İN ANADOLU'YA GEÇİŞİ MESELESİ VE 19 MAYIS

MUSTAFA KEMAL'İN ANADOLU'YA GEÇİŞİ MESELESİ VE 19 MAYIS RUHU


DOÇ. DR. E. SEMİH YALÇIN (*)


Giriş
Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Balkan savaşları akabinde Avrupa'da oluşan gruplaşmada tarafsız kalamamış ve Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na girmek zorunda kalmıştı. Çünkü Osmanlı Devleti'nin hem zayıf durumda olması, hem de Avrupa siyaseti dahilinde tarafsız kalması, o günkü şartlarda pek mümkün gözükmüyordu (1).


Birinci Dünya Savaşı sonrasında Mondros Mütarekesi'nin imzalanması ülke üzerinde başlangıçta büyük bir ferahlık meydana getirmişti. 1911 yılından beri savaşın içinde olan Türk halkı bu durumdan umutlanmış ancak mütarekenin uygulanış şekli bu ümitleri kısa sürede ortadan kaldırmıştır. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla ortaya çıkan Anadolu'nun haksız işgali meselesi, ülkenin kurtuluşu için fevkalâde ciddî düşüncelere ve teşebbüslere ihtiyaç olduğunun fark edilmesine yol açmıştır. Haksız işgallere karşı tepki olarak ortaya çıkan Millî Mücadele fikri, fiilî anlamda Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Millî Mücadele döneminde oluşan "Müdafaa-i Hukuk" kavramı; Türklerin millet olarak bağımsız bir devlet kurmak suretiyle yaşama hakkının, Osmanlı payitahtına İmparatorluğun diğer unsurlarına ve bu hakkı tanımayan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı fiilî bir mücadele sonunda elde etmeyi ifade etmektedir (2).


Millî Mücadele fikrinin ortaya çıkışı hususunda farklı yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumlardan en önemlisi; İttihatçılar arasında yaygın bir fikir olarak kabul gören "Mukavemet" fikridir. Gerçekten de 1918 yılına girildiğinde Osmanlı Devleti'nin savaşta mağlup olacağını anlayan İttihatçı grup güvenli kabul edilen Anadolu'da bir direniş hareketinin zarureti üzerinde fikir birliği içinde idiler. Mukavemet konusunda, vilayetlerde yaptıkları çalışmalar ile kamu görevlilerini savaş sonrası ortama hazırlamaya çalışmışlar, Anadolu kongrelerinin toplanmasında ve Kuva-yı Milliye'nin tesisinde önemli roller üstlenmişlerdir. Teşkilat-ı Mahsusa'nın bakıyyesi olan Karakol Cemiyeti'nin faaliyetleri bu duruma güzel bir örnek teşkil eder.


Millî Mücadele fikrinin ortaya çıkışının, İttihatçılara mal edilmesi Mustafa Kemal Paşa ve kadrosuna haksızlık edildiği anlamına gelmez. Çünkü Mustafa Kemal Paşa da siyasî ve politik faaliyetlerinin başlangıcından itibaren bir İttihatçıdır ve bulunduğu ortamlarda İttihatçı misyonu temsil eden önemli bir isimdir. Ayrıca İttihatçılıktan ayrıldığı hususunda herhangi bir açıklaması olmadığı gibi kaynaklarda da bugüne kadar bu durumu teyit eden herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Enver Paşa ile olan çekişmesi Mustafa Kemal Paşa'yı mütareke döneminde bir ara Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı gibi göstermiş isede ona bu sıfatı yakıştırmak tarihî hakikatlerle bağdaşmadığından dolayı mümkün değildir. Mustafa Kemal Paşa'nın fikrî anlamdaki farklılıkları daima İttihatçı misyon çizgisinde kalmış ve sadece bir iç muhalefet olarak tezahür etmiştir. Onu farklı kılan nokta tatbikinin hayatî bir zorunluluk olduğuna inandığı millî mukavemet fikrinin fiiliyata geçirilmesinde oynadığı büyük roldür. Başlangıçta ham olan mukavemet fikrine şekil veren, başarılması için her türlü vasıtadan faydalanılmasını sağlayan ve mukavemet fikrini cesaretle tatbik eden odur.


Bu dönemde I. Dünya Savaşı'nın Osmanlı Devleti için ağır yenilgiyle sonuçlanması, bu yenilginin nereden kaynaklandığı hususunda birtakım fikirlerin ortaya çıkmasına sebep olmuş ve daha çok da İttihatçı grup suçlanmıştır. Bazı yazarlarımız İttihat ve Terakki'nin içine düştüğü bu olumsuz durumdan etkilenerek Mustafa Kemal Paşa'yı kurtarma adına, onu İttihatçı karşıtı gibi gösterme çabasına girmektedirler. Bu tip çabaların ilmî temellere dayanmayan mülahazalardan öteye gitmesi mümkün değildir. Esasında İttihatçılıktan aklanma gayretlerine ihtiyacı olmayan Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa'nın uygulamalarına muhalefet etmekle zaten İttihatçı misyona yüklenen son dönemin sorumluluklarından kendisini kurtarmıştır.

Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki Hazırlıkları ve 19 Mayıs Ruhunun Tesisi
İşgallere karşı başlayan Millî Mücadele'nin başarıya ulaşabilmesi ve millî istiklâlin sağlanabilmesi için verilen mücadelenin hukuken tasvip ve teyit edilmesi gerekiyordu. Bu yönde netice alınabilmesi için Mustafa Kemal Paşa liderliğinde sürdürülen mücadele, askerî olduğu kadar siyasî bir mücadeledir. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkmasından itibaren beyanatlarıyla başlayan, kongrelerle ve nihayetinde Ankara Hükûmeti'nin kurulması ile devam eden çizgide temel amacın, hukuken temsili sağlamak olduğu görülür. Bu noktada en önemli mesele, Babıâli ve İstanbul Hükûmeti'dir. İşgal kuvvetlerinin zorlayıcılığı ile İstanbul Hükûmeti'nin kendi yapısından kaynaklanan hantallık ve âcizlik, millî istiklâli ciddî olarak tehlikeye sokuyordu.

 

Bu durumda yapılması gereken Anadolu'da Millî Mücadele'nin başlatılması ve millî hukukun tesisini temin etmektir. Nitekim, müttefikler İstanbul Hükûmeti'ni muhatap alıyorlar, Kuva-yı Millîye'yi de "asî" olarak vasıflandırıyorlar ve Kuva-yı Millîye'nin önlenmesi için sürekli baskıda bulunuyorlardı. Böyle bir ortamda Türk milliyetçilerinin verdikleri mücadele iki buçuk yıl kadar devam etmiş ancak, Ankara Hükûmeti hukuken temsil konusunda muhatap alınmamıştı. 1921 yılı Millî Mücadele tarihinde bu anlamda bir dönüm noktasıdır. Zira bu yıl içerisinde cereyan eden olaylar, silâhlı mücadelenin gerçek amacının anlatılmasını ve Ankara Hükûmeti'nin Müttefik Devletlerce kabulünü, en azından kabulün başlangıcını sağlayacak bir mahiyet arz edecektir.


Mustafa Kemal Paşa İtilâf donanmalarının mütareke hükümlerine göre fiilen işgal ettiği İstanbul'a 13 Kasım 1918 tarihinde gelmişti. Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçmeden önce İstanbul'da kaldığı altı aylık süre, Millî Mücadele hareketinin başlangıcını oluşturan hazırlık dönemidir. Bu dönem yakın tarihimizde yeni Türk devletinin yapılanmasında siyasî ve fikrî temellerin oluştuğu fevkalâde öneme haiz tarihî hadiseler silsilesi ile doludur.


Mustafa Kemal'in İstanbul'da bulunduğu süre içerisinde düşüncesi, henüz Mebuslar Meclisi'nde güven almamış bulunan Tevfik Paşa kabinesine, mecliste güvenoyu verilmesini önleyerek, iş başına millî ülküye bağlı, azim ve kuvvet sahibi bir kabinenin geçmesini sağlamaktı. Bu fikrini tanıdığı ve güvendiği arkadaşlarına, bir kısım milletvekillerine de kabul ettirmişti. Şahıs şahıs yaptığı bu temas ve anlaşmaları yeterli görmeyerek, Tevfik Paşa kabinesinin milletvekillerini toplu bir hâlde görmek ve fikrini onlara anlatmak istedi. Mustafa Kemal, mecliste toplanan milletvekillerine düşüncelerini açık olarak anlattı ve o gün için alınacak tek tedbirin kabineye güvenoyu vermemek olduğunu söyledi. Böyle bir karar karşısında meclisin dağılması ihtimalinden bahsedenlere bunun muhakkak olduğu ve esasen kabine güvenoyu alırsa ilk işinin yine meclisi dağıtmak olacağı cevabını vermiştir. Uzun tartışmalardan sonra bu hususî toplantıda bulunan milletvekilleri Tevfik Paşa kabinesini düşürmeye karar vermelerine rağmen Sadrazam Tevfik Paşa, istediği güvenoyunu meclisten, tartışma bile olmadan almıştır.


Dinleyici localarından birinde meclisin çalışmalarını takip etmiş olan ve o günkü neticeden hiç memnun kalmayan Mustafa Kemal'in evine döner dönmez ilk işi, Padişah'ın başyaveri vasıtasıyla, Vahdettin'den bir görüşme istemek oldu. Padişah 22 Kasım 1918 cuma günü selâmlıktan sonra kendisini kabul edeceğini bildirmişti. Görüşmede, Mustafa Kemal'in düşündüklerini anlatmasına imkân bırakmayarak, ordunun, komutan ve subaylarının Mustafa Kemal'i çok sevmelerine binaen kendisine bir fenalık gelmemesini temin etmesini istemişti (3). Buna karşılık Mustafa Kemal tarafından kendisine sorulan "...ordu tarafından aleyhinize hazırlanan bir harekete dair malûmat ve mahsusatınız mı var?" sorusuna, padişah kesin bir cevap vermemekle beraber o gün için değilse bile ilerisi için böyle bir ihtimali mümkün gördüğünü istemeyerek ifade etmişti.


Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Paşa, Mütareke Dönemi'nde İstanbul'da, iktidara gelmenin bütün yollarını denedikten sonra, Anadolu'ya geçmek ve "millî mukavemet"te bulunmak gibi "ağır ve kat'i" bir kararı her yönüyle incelemiş ve "bundan başka bir şey yapmak ihtimali kalmadığına" inanmış idi. Sonunda devletin ve milletin İstanbul'dan kurtarılamayacağını anlayan M. Kemal Paşa Anadolu'ya geçerek millî mukavemette bulunma kararını vermiştir.


Bu karardan sonra Anadolu'ya geçerek millî mukavemet kararına varmakla iş bitmemiştir. Bundan sonra o, mümkünse resmî bir görevle, bu mümkün olmazsa özel olarak Anadolu'ya geçme ve orada bir Millî Mücadele hareketini başlatmanın çarelerini aramaya başlayacaktır. Bu hususta ona başta Ali Fuat Cebesoy olmak üzere arkadaşlarının büyük yardımı olmuştur. Önce Mustafa Kemal Paşa'ya Anadolu'da görev verilmesi için kendisinin hükûmette etkili bir kişiye tavsiye edilmesi gerekmiştir. Bu işi yapan kişi, Ali Fuat Paşa'dır (4).

 

Ali Fuat Paşa, daha sonra dahiliye nazırı olan Mehmet Ali Bey'e Mustafa Kemal Paşa'yı tavsiye etmiş ve onu bu hususta ikna etmiştir. Bu görüşmeden sonra Erkân-ı Harbiye-yi Umumiye Reisi Cevat Çobanlı ve Mustafa Kemal Paşalar ile yemek yiyen Damat Ferit Paşa, bir gün sonra Harbiye Nazırı Şakir Paşa'ya Samsun ve çevresindeki olayın araştırılmasına Mustafa Kemal Paşa'nın memur edilmesi emrini vermiştir. Bundan sonra, "9. Ordu Müfettişliği" olarak gerçekleşecek tarihî tayinin işlemlerine geçilecektir.


Türk İstiklâl Savaşı'na başlangıç teşkil eden bu tayin tesadüfler sonucu olarak değil, Mustafa Kemal Paşa'nın Mütareke Dönemi'nde gösterdiği şuurlu faaliyetleri sonucu gerçekleşecektir. Mütareke Dönemi'nde Mustafa Kemal Paşa memleket meselelerinin dışında veya gerisinde kalmamıştır. O, herkesin her şeyden ümidini kestiği bir dönemde kendisine, devletine ve Türk Milleti'ne olan güvenini yitirmemiştir. Kurtuluşu başka bir devletin himaye ve desteğinde değil, kendi gücümüzde görmüştür. Onun Mütareke Dönemi'nde İstanbul'da gösterdiği faaliyetlerin temelinde bu inanç ve karar vardır. İşte bu inanç ve karar 19 Mayıs Ruhu'nun oluşmasında temel faktördür.


Zürcher, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçerek Millî Mukavemeti başlatma kararını Nisan 1919 ortalarında verdiğini belirtmekte (5) ve oldukça geç verilmiş bir karar olarak değerlendirmektedir. Anadolu'ya geçiş kararının gecikmiş olmasını bir eksiklik olarak görmek yanlıştır. Çünkü bu varsayımla hareket edildiğinde Mustafa Kemal Paşa'da Anadolu'ya geçme fikrinin Nisan 1919'dan önce olmadığını kabul etmek gerekir. Geç verilen "Millî Mukavemet" kararı değildir. Bu kararın uygulanma şeklidir. Bu düşüncenin ne şekilde, ne zaman ve nasıl tatbik edileceği arayışı değişik teşebbüslerle ele alınmış fakat sonuçta Anadolu'ya geçme fikri ağırlık kazanacaktır (6).
Dikkat edilirse Mustafa Kemal Paşa'nın fikrî faaliyetlerinin başlıca hedefi Anadolu'ya geçerek millî mukavemet hareketini başlatmaktır. O, bu gaye ile bir taraftan yakın arkadaşlarını bu fikir etrafında hazırlarken, diğer taraftan 19 Mayıs Ruhu dediğimiz bu idealin tahakkuku için yollar aramıştır. Gerçekten de Mustafa Kemal Paşa, bu ideal için sadece önüne çıkan fırsatları değerlendirmekle kalmamış, amacı doğrultusunda yeni fırsatlar meydana getirerek bunlardan azamî ölçüde yararlanmıştır. Diğer bir ifade ile O, tarihin önüne çıkardığı fırsatları olabildiğince iyi değerlendirmiştir. Bu büyük liderlere mahsus bir özelliktir.

Mustafa Kemal Paşa'nın Görevlendirilmesi
19 Mayıs Ruhunun Tecellisi
Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'da ilk ayak bastığı yer Samsun'dur. Bu nedenledir ki, Samsun Millî Mücadele'nin başlangıç noktasıdır ve Millî Hareketin ilk evresini teşkil etmektedir. İleride Kuva-yı Milliye Ruhu şekline dönüşecek olan 19 Mayıs Ruhunun tecelli ettiği mekândır.


Atatürk, Samsun'a ilişkin olarak Nutuk'ta şu bilgilere yer vermiştir:
"1919 senesi Mayısının 19. günü Samsun'a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye: Osmanlı Devletini dahil bulunduğu grup, Harbi Umumide mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütarekenâme imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumiye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği deni tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, cebin, yalnız padişahın iradesine tabi ve onula beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyeti razı. Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta...İtilaf Devletleri, mütareke ahkamına riayete lüzum görmüyorlar..." (7).


Görülmektedir ki Millî Mücadele'nin Mustafa Kemal Paşa tarafından dile gelen hikâyesinin ilk cümlesi, "1919 senesi Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım" ile başlamaktadır. 19 Mayıs; bağımsızlık ruhunun oluşmasında başlangıç tarihidir. Fikir ve karar sahibi Mustafa Kemal Paşa'nın hedefine varan yolda ilk adımdır. Şevket Süreyya Aydemir'in anlatımıyla, "Mustafa Kemal'in yeni hayatı, yeni âlemi, onun 1919 Mayısının 19'uncu günü Samsun kıyısında Anadolu karasına ayak basmasıyla başlar, yani onun zuhurunun, hem kendi kaderine hem milletimizin tarihine, hem çağımızın akışına, çeşitli yönlerden yön ve şekil veren safhası o gün, orada ve Mustafa Kemal'in Samsun kıyısına ayak basmasıyla başlamıştır (8).


Dönemin şartları içinde Samsun ve dolayları mütareke Türkiye'sinin en çapraşık çete faaliyetlerine sahne olan ilimizdi. Mevcut çete faaliyetlerinin çoğunluğunu Pontusçu Rumlar oluşturmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa'nın, IX. Ordu müfettişliğine atanmasının başlıca nedeni de bu yöredeki Rumları, orada yaşayan Türklere karşı korumak ve Anadolu'da kurulmakta olan millî cemiyetleri dağıtmaktı. Onun bu göreve atanmasındaki isabetlilik, şahsî kaygı ve korkuların bariz şekilde ön plâna çıktığı günlerde "Millî Mukavemet" fikrini en üst düzeyde düşünen ve bunun uygulaması için çaba gösteren kişi olmasından kaynaklanmaktaydı. O daha İstanbul'a gelmeden önce sahip olduğu bu düşüncesini bir sır gibi vicdanında saklamış; Anadolu topraklarına ayak basar basmaz bu düşüncesini uygulamaya başlamıştır (9).


Öte yandan Samsun'un Millî Mücadeledeki diğer önemli tarafı, Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a ilişkin görevinin belirlenmesinde Osmanlı Hükûmeti'nin ne derece etkili olduğu hususudur. Çünkü Samsun'a gidiş, başlangıçta mevcut hükûmete karşı bir tavır değil bilakis İstanbul Hükûmeti'nin zaruri gördüğü askerî ve idarî bir sorumluluktur. Ancak gerek olayların seyri gerekse Atatürk'ün bizzat kendisinin dile getirdiği hatıralarından anlaşılan, İstanbul Hükûmeti'nin Mustafa Kemal Paşa'yı bu göreve getirişinde aynı düşüncelere ve hedeflere ulaşmak isteğinin olmamasıdır.
Nitekim, Mustafa Kemal Paşa Sivas'ta, Heyet-i Temsiliye Karargâhında Samsun'a gidişini Kılıç Ali'ye şöyle anlatmıştır (Ekim 1919);


"--- Ben tasarladığım programımı Şişli'deki evimin bir köşesinde oturarak ve birtakım pestenkerani anasırla görüşerek tatbik edebileceğime kanî olmadığım içindir ki doğrudan doğruya milletle temasa gelmek istedim. Cevherini çok âlâ bildiğim ve çok sevdiğim milletimin içinde ve onunla birlikte hareket etmeyi daha faydalı, hatta çok lüzumlu gördüm. Senelerden beri ıstırap içinde bulunan Anadolu'nun derhal varlığına karışmak elbette ki daha salim bir düşünce idi. Bundan dolayı 3.Ordu Müfettişliğine tayinimi temin ettim ve Seyrisefainin küçük bir vapuruna binerek karargahımla birlikte alelacele yola çıktım. Bazı dostlarım bana İngilizlerin yolda gemiyi batırması ihtimali olduğunu söyledikleri halde kulak asmadım, kıymet vermedim..."


Mustafa Kemal Paşa İstanbul'dan Anadolu'ya geçişini anlatırken gözleri parlayarak bütün heybetiyle memleket için yegâne kurtuluş çaresinin, millî birliğin muhafazası olduğunu ve içinde yaşanılan felaketlere birlikte mukavemet edilerek milletin ancak bu sayede kurtulabileceğini, milletle beraber behemehal ve mutlaka bu gayeye varacağı kanaatini izhar ediyordu" (10) demiştir.


"Mustafa Kemal Paşa 'nın 9. Ordu Müfettişliğine tayini (11), Ali Fuad (Cebesoy) Paşa'dan başlayıp zamanın dahiliye nazırı Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferid Paşa ve Sultan Vahideddin'e kadar uzanan bir tavsiye zinciri sonucunda gerçekleşmiştir (12).
Mehmet Ali Bey'in Ali Fuat Paşa'nın ailesi ile dünür olması ve bu arada Ali Fuat Paşa'nın rahatsızlığı dolayısıyla Ankara'dan İstanbul'a gelmesi sırasında ona bu tavsiyede bulunmakla kalmamış, aynı zamanda onun İttihatçı olmadığına Mehmet Ali Bey'i ikna etmiştir. Öte yandan Samsun ve havalisinde asayişsizlik durumu ortaya çıkınca Mehmet Ali Bey Sadrazam Damad Ferit Paşa'ya meselenin halli için bölgeye Mustafa Kemal Paşa'nın gönderilmesini teklif etmiş ve ayrıca onu bu hususta ikna etmeyi de başarmıştır. Damad Ferit Paşa meseleyi Padişah'a arz ederken göreve Mustafa Kemal Paşa'nın tayini için ayrıca Vahideddin'i ikna etmesi gerekmemiştir. Zira Sultan Vahidettin Mustafa Kemal Paşa'yı çok iyi tanımakta olup şahsî kabiliyetini takdir etmekte ve değerini bilmektedir.
Mustafa Kemal Paşanın 9. Ordu müfettişliğine tayininde başta Sultan Vahidettin olmak üzere zamanın sadrazamı Damad Ferid Paşa, Dahiliye nazırı Mehmed Ali Bey, Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye Reisi Cevad (Çobanlı)Paşa ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci reisi Diyarbekirli Kâzım Paşa gibi büyük devlet erkanından bazıları şahsî kaygılarını bazıları da millî menfaatleri gözeterek bu tayin üzerinde hepsi de etkili rol oynamışlardır. Her ne sebeple olursa olsun Mustafa Kemal Paşa'nın tayini meselesi başlangıçta normal bir idarî-askerî karar gibi gözükmüş fakat sonuçları itibariyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir milletin istiklâl mücadelesinde hareket noktasını oluşturmuştur (13).
Atatürk, Nutuk'ta memleketin kurtuluşuyla ilgili o gün varolan birkaç çareyi izahtan sonra kendi kararını "ciddî ve hakikî karar olarak telakki etmekte ve bunu "Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hakimiyeti millîyeye müstenit, bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek! " olarak açıkladıktan sonra "İşte daha İstanbul'dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur." (14) demektedir.

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'daki Faaliyetleri
Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a gelir gelmez müfettişliğin kendisine yüklediği vazifeleri yerine getirmek amacıyla Samsun'da kaldığı beş-altı gün içinde durumu incelemiş, ve beraberinde gelen arkadaşlarından Refet (Bele) Beyi Samsun (Canik Sancağı)'a mutasarrıf atamış, daha sonra da Erzurum'da bulunan XV. Kolordu komutanı Kâzım Karabekir ve Ankara'da bulunan XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşalara telgraf çekerek, Samsun'a geldiğini bildirmiş ve kendisiyle ilişki kurmalarını istemiştir.
22 Mayıs 1919 tarihinde hazırlamış olduğu rapor, birçok noktalarda, Ordu Müfettişliği talimatının sınırlarını aşarak, bütün memleketin kaderi ile ciddî bir şekilde uğraşmış olduğunu göstermektedir.

 

Millî Mücadelenin ilk ana programını teşkil eden rapor, özetle şu fikirleri kapsamaktaydı:
1. Samsun bölgesi Rumları siyasî emellerinden vazgeçerlerse, asayiş kendiliğinden düzelir.
2. Türklüğün yabancı mandasına ve kontrolüne tahammülü yoktur.
3. Yunanlıların İzmir'de hakları yoktur. İşgal geçicidir.
4. Millet, millî hakimiyet esasını ve Türk millîyetçiliğini kabul etmiştir. Bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır (15).


Bu rapor, 19 Mayıs Ruhunun dayandığı temelleri tespit etmesi bakımından önemlidir. Raporda, Rum azınlığın faaliyetlerine, Yunanlıların İzmir'i işgal faaliyetlerine açıkça karşı çıkış vardır. Bununla birlikte Türklüğün yabancı mandasına tahammülü olamayacağının açıkça ilân edilmesi ve millî mücadele hareketinin referanslarını Türk Milliyetçiliği fikriyatına bağlanması fevkalade önemlidir.


Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gelmesiyle ilgili 1927 yılına ait bir yazıda şunlar yazılmıştır:
"Ordu müfettişi namı altında memleketimize ayak basan bu simadan o zaman kimse bir şey anlamamıştı... Çünkü o zaman memleket kafası yerinde anlayacak vaziyette değildi. Muhtelif ve müttezâ kavgaların hasıl ettiği hay-huy içinde kendinden geçmiş gibi idi. O büyüksima, burada bir hafta sessiz durdu. Etraf ve eknahı dinledikten sonra mekânı Anadolu içlerine nakletti. İşte o zaman o büyük simadan bir şeyler okunmağa başladı. Meğer o sima, o zat, o zekâ ordu müfettişi değil, bir vatan mübeşşiri imiş...üç sene sonra vatanın nail olacağı şerefli istiklâlini müjdeliğe gelmiş. Pek sarih olarak malûmdur ki böyle bir nasib davasındaki hakkımızın mertebesi yüksekti. Belki de birincidir. Çünkü Anadolu'yu kurtarmağa gelen o büyük Türk, Anadolu toprağı olarak ilk adımını Samsun iskelesine atmıştır." (16)
Mustafa Kemal Paşa, Samsun'da güvenliğin korunmasını sağlayacak tedbirleri aldıktan ve ordu ile ilk teması kurduktan sonra hem daha sakin bir çevrede çalışmak ve Anadolu'nun içlerine doğru biraz daha ilerlemek hem de Samsun'un İngiliz işgalinde ve kıyıda bulunması ve civarındaki Rum çetelerinin faaliyetinden ötürü karargâhının içerde daha emin bir yere naklini gerekli gördüğünden 25 Mayıs 1919 günü "Gençlik Marşı"nı söyleyerek 80 km içerideki küçük bir kaplıca kasabası olan Havza'ya gelerek (17) halkı millî mücadele fikri etrafında toplamaya ve hazırlamaya başlamıştır. Millî Mücadelenin ilk yıllarındaki harekâtın ordudan çok "Kuva-yı Milliye"ye dayanması da ihtilâli halka mal etmek amacına hizmet etmiştir (18).


(*) Gazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

(1) Yavuz Ercan, "Bloklar Arası Çatışmalarda Osmanlı Devleti Topraklarının Stratejik Önemi", Beşinci Askerî Tarih Semineri Bildirileri I, Değişen Dünya Dengeleri İçinde Askerî ve Stratejik Açıdan Türkiye(23-25 Ekim 1995-İstanbul), Gn.Kur.Başk. Yayınları, Ankara, 1996, s.122.
(2) T. Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasî Partiler, 1859-1952, İstanbul, 1952, s.435-437.
(3) F.Rıfkı Atay, 19 Mayıs, Ankara,1944, s. 6 vd.; F.Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, İstanbul, 1955, s. 91 vd.; E. Semih Yalçın, "Mütareke Döneminde Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki Faaliyetleri", Tarih Araştırmaları Dergisi, Yıl. 1995, Sayı. 28, s.185 vd.
(4) Yalçın, s. 202-203.; Cumhuriyet, 19 Mayıs 1963.
(5) Eric Jan Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık, Ankara, 1987, s. 200.
(6) E. Semih Yalçın, "Mütareke Döneminde Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'daki Faaliyetleri (30 Ekim 1918-16 Mayıs 1919)", Tarih Araştırmaları Dergisi, s. 28'den ayrı basım, s. 196.
(7) Nutuk, C.I., İstanbul, 1973, s. 1-2.
(8) Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Mustafa Kemal (1881-1919), C.I, İstanbul, 1963, s. 390.
(9) Salim Koca- E. Semih Yalçın, "Mustafa Kemal Paşanın Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine Tayininde Osmanlı Genel Kurmayının Rolü", Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 24, Temmuz, 1994,
s.402-403.
(10) Kılıç Ali, Kılıç Ali Hatıralarını Anlatıyor, İstanbul, 1955, s.12.
(11) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)'nın resmî sicilinde bu vazifesi III. Ordu Müfettişliği olarak ve tayin tarihi de 2 Mayıs 1919 diye gösterilmiştir. Kendisine verilen talimatnamede ise (IX. Ordu-yu Hümayun Kıtaatı Müfettişliği) kaydı vardır. (Fethi Tevetoğlu, Atatürk'le Samsun'a Çıkanlar, Ankara, 1987, s.15, 10 no'lu dipnottan iktibas.; Yılmaz Öztuna, "Osmanlı Generali Olarak Atatürk", Türkiye, 4 Haziran 1991.)
(12) Mustafa Kemal Paşa'nın 9.Ordu Müfettişliğine tayini için bkz. Gotthard Jaeschke, Mustafa Kemals Sendung nach Anatolien, No:1, Geshichte des İslamischen Orients, Tübingen, 1949; Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da, İstanbul, 1981, s.91-110.; Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, İstanbul, 1965, s.186-194; Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C.I., İstanbul, 1981,s.397-419; Tahsin Ünal, Millî Mücadele Başlarında Mustafa Kemal, TK., s.73,; Sina Akşin, İstanbul Hükûmetleri ve Millî Mücadele, İstanbul, 1983, s.276-296; D.A. Rustow, The Army and the Foundin of the Turkisch Republic, World Polities, XI.(1959), s.537-538; Salahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, C.I., Ankara, 1973, s.81-89; Salim Koca, "Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişliğine Tayininde Vahiddedin'in Rolü", Millî Kültür, S.50, s.1-5; aynı yazar, "Mustafa Kemal Paşa'nın 9.Ordu Müfettişliğine Tayininde Damad Ferid Paşa'nın Rolü Var mıydı?", Türk Dünyası Tarih Dergisi, S.41, 1990, s.3-9.; Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt:I-III, Ankara,1984.; Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953.; Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbinin Esasları, İstanbul,1972.
(13) KOCA-YALÇIN, s.402-403.; Gothard Jaeschke, Mustafa Kemal Paşa'nın 9 Ordu Müfettişliğine tayininde "Padişahın kedisine olan büyük itimadını görmemezlikten gelmemek gerekir" derken Tevfik Bıyıklıoğlu da, "aksi takdirde bu tayini tasvip etmeyeceği muhakkaktır" diyerek, adeta onun ifadesini tamamlamaktadır(G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle ilgili İngiliz Belgeleri, Ankara, 1971, s.96; T. Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da, İstanbul 1981, s.100.) Mustafa Kemal, daha veliaht iken Vahideddin'in 15 Aralık 1974-4 Ocak 1918 tarihleri arasında Almanya'ya yaptığı seyahatte refakatinde bulunmuştu. Vahideddin, Çanakkale savaşlarında gösterdiği başarılardan dolayı hayranlık duyguları dolu olduğu Mustafa Kemal Paşa'yı bu vesile ile daha yakından tanıma fırsatını bulmuş, fikirlerini ve şahsi kıymetini takdir etmişti (F.R. Atay, Çankaya, İstanbul, 1980, s.104; G. Jaeschke, s.97.) Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesini müteakip 13 Kasım 1918 tarihinde cepheden İstanbul'a döndükten sonra Sultan Vahiddedin ile görüşme isteğinde bulunmuş ve 15 Kasım 1918'de huzura kabul olunmuştur. Bu görüşmede Vahiddedin, "Bilirim ki, ordunun zabitleri ve kumandanları sizi severler. Bana teminat verebilir misin ki, onlardan bana bir fenalık gelmeyecektir" gibi bir ifade ile endişesini ihtiyatkar bir dille belirttikten sonra, ona güvenin bir belirtisi olarak, "Siz akıllı bir kumandansınız. Tecrübesiz arkadaşlarınızı tenvir edeceğinize eminim" demiştir.( Hakimiyet-i Milliye, 12 Nisan 1926). Bu konuşmadan anlaşılacağı gibi, Sultan Vahideddin'in güvendiği bir komutan olarak Mustafa Kemal Paşa vasıtasıyla orduyu elinde tutmak istemektedir. Hiçbir olay Sultan Vahiddedin'in Mustafa Kemal Paşa üzerindeki büyük güvenini sarsmamıştır:Mustafa Kemal Paşa, kendisine fikren yakın saydığı; Ahmed İzzet Paşa ile birlikte iktidara gelebilmek için arkadaşları ile bazı politik teşebbüslerde bulunmuştur. Hatta bu gaye ile arkadaşlarıyla toplantılar bile düzenlemiştir. Öyle ki, bir gün arkadaşları ile İttihat ve Terakki Hükûmeti Dahiliye Nazırlarından İsmail Canbulat'ın evinde toplandıkları ve hükûmet aleyhinde kararlar aldıkları ihbar edildiğinde sultan Vahideddin,şüphesiz kendisine duyduğu büyük güvenin tesiriyle onun böyle teşebbüslerin içinde olmasına ihtimal vermediğini o zaman sadrazam olan Tevfik Paşaya söylemiştir (Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, Haz. C. Kutay, İstanbul, 1981, s.263.). Söylemeye bile gerek yoktur ki, bu olay Sultan Vahideddin'in Mustafa Kemal Paşa üzerinde güveninin derecesini açıkça göstermektedir. Anlaşılacağı üzere, Sultan Vahideddin'in Mustafa Kemal Paşa üzerindeki güveni hangi bir olay karşısında silinip gidecek kadar köksüz değildir. Sultan Vahideddin, Mustafa Kemal Paşaya duyduğu büyük bir güvenin bir diğer belirtisi olarak, ona kızı Sabiha Sultanı vermek istemiştir. Fakat Mustafa Kemal Paşa bu evliliği istememiş olacak ki, karşı tarafın kabul edemeyeceği bir teklifte bulunmuştur. (Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, Ankara, 1958, s.273 vd.). Yukarıdan beri izah etmeye çalıştığımız bu "büyük güven"in tesiri ile Sultan Mehmed Vahiddeddin; "Samsun'a bir müfettiş gönderileceğini öğrenince, yaveranımdan; Erkanı Harp Mirlivası(tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa'yı da namzetler meyanında nazırı itibara alınız" diye zamanın "hükûmetini ikaz" etmiştir. Böylece, tarihin Türk milletine en büyük ihsanı olan bu tayin gerçekleşmiştir(Salim Koca, Mustafa Kemal'in 9.Ordu Müfettişliğine Tayininde Vahideddin'in Rolü Var mıydı?, MK, S.50, 1985, s.3.).;
(14) Nutuk, C.I., İstanbul, 1973, s.12-13.
(15) Bkz. Tevfik Bıyıklıoğlu, Atatürk Anadolu'da (1919-1921), Ankara, 1959, s.30.
(16) Dursun Ali Akbulut, "Samsun'un "Gazi Günü"Ya Da 19 Mayıs Bayramı", AAMD, Sayı 33, Kasım 1995, s.776(Samsun, 15 Mayıs 1927, N.115)
(17) "Bir hafta kadar, Samsun'da ve 25 Mayıstan 12 Hazirana kadar, Havzada kaldıktan sonra Amasya'ya gittim. Bu müddet zarfında bütün memlekette, millî teşkilât vücuda getirilmesi lüzumunu tamimen bilcümle kumandanlara ve rüesayı memurini mülkiyeye tebliğ ettim". NUTUK, s. 22. Ayrıca Bkz. İsmet Giritli, "Samsun'da Başlayan ve İzmir'de Biten Yolculuk(1919-1922)", AAMD., Kasım 1986, S.7, s.49-59.
(18) Kemal Arıburnu, Sivas Kongresi Samsun'dan Ankara'ya Kadar Olaylar ve Anılarla, Ankara, 1997, s.2.

http://www.meb.gov.tr/

1/4/2008

ÖZGÜRLÜK HEYKELİNİN BİLİNMEYEN ÖYKÜSÜ

New York'un sembolü sayılan 'Özgürlük Heykeli'nin pek bilinmeyen öyküsü

 

 

Heykel, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır'a dikilmesi maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama sonradan yaşanan bazı şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha da garip tarafı, heykelin masraflarının büyük kısmının, zamanın hükümdarı Sultan Abdülaziz tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı.

'NEW York' dendiği zaman, çoğumuzun hatırına ilk önce Manhattan'daki gökdelenler ve şehrin hemen önündeki adada yükselen, kaidesiyle beraber tam 93 metrelik 'Özgürlük Heykeli' gelir. 1880'li senelerde Fransa'da yapılan Özgürlük Heykeli'nin masraflarının büyük kısmının bizden çıktığını, projesinin New York'a değil, o yıllarda Türk toprağı olan Mısır'a dikilmek üzere hazırlandığını ve son anda yaşanan bir talihsizlik neticesinde Amerika'ya gittiğini bilir misiniz? İşte, kaçırılan bu fırsatın kısa öyküsü: 


19. asırda Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Mısır, yüzyılın ilk yıllarından itibaren Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın soyundan gelen 'Hidiv' unvanlı valiler tarafından idare ediliyordu ve içişlerinde bağımsız hale gelmişti. Mısır valileri, sadece yabancı memleketlerle imzaladıkları anlaşmalarla mali protokolleri padişaha tasdik ettirmekle yükümlüydüler ve İstanbul, bu gibi talepleri genellikle her zaman yerine getiriyordu.


Mısır Valisi Said Paşa'nın Fransız mühendis Ferdinand de Lesseps'e 1854'te hazırlattığı ve Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayacak olan Süveyş Kanalı projesi de onaylaması için Osmanlı hükümdarına sunulmuştu. Projenin arkasında Fransa vardı ama İngiltere, Akdeniz'deki ve Hindistan'daki hákimiyetini sona erdirebilecek olan böyle bir hazırlığa karşı çıkıyor ve zamanın hükümdarı Sultan Abdüláziz'i, projeyi reddetmesi için devamlı bir baskı altında tutuyordu.

 

Said Paşa, İstanbul'un tasdikini beklemedi ve 1854'ün 30 Kasım'ında Fransız mühendise projenin hayata geçirilmesi için gerekli şirketin kurulması iznini verdi. Fransız sermayesiyle kurulan şirketin hisse senetlerinin tamamı satılınca İngiltere, Sultan Abdüláziz'e daha da fazla baskı yapmaya başladı ve hükümdar, Mısır Paşası'nın projesini 12 yıl boyunca onaylamadı. Mısır tarafı ise, İstanbul'un tasdiki gelmeden işe başladı ama Said Paşa 1863'te birdenbire ölüverdi. Yerine geçen İsmail Paşa ise Fransız değil, İngiliz taraftarıydı, bu yüzden iktidarının ilk yıllarında projeye gereken önemi vermedi ama daha sonraki senelerde Kanal'ın Mısır'a nasıl bir hayati değişiklik getireceğini farkedince işe o da dört elle sarıldı.

 

Kazılar neredeyse tamamlanmak üzereyken Fransız hükümeti, Sultan Abdülaziz'e İngilizler'den daha fazla baskı yapmaya başladı. Sultan Abdülaziz, 1866'nın 19 Mart'ında yayınladığı fermanla Kanal'a izin verirken Kanal Şirketi ile Said ve İsmail Paşalar arasında varılan anlaşmaları onayladı, üstelik Mısır'ın kanal inşaatı için yaptığı dış borçları da devlet garantisi altına aldı ve kendisi de Kanal Şirketi'nin hisselerine oldukça yüksek bir meblağ yatırdı. 

 

ASYA'NIN IŞIĞI OLACAKTI

 

Said Paşa ile kanalın mühendisi olan Ferdinand de Lesseps arasında 1854'te varılan anlaşmanın çok ilginç bir maddesi vardı: Kanal'ın Akdeniz'e açıldığı yere dev bir heykel dikilecekti. Heykel, firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde 'Asya'nın ışığının Mısır'dan geldiğini' sembolize eden bir meşale tutacaktı.

Sultan Abdülaziz'in ödediği paralar arasında yapılacak olan heykelin masraflarının bir bölümü de vardı. Paşa ve mühendis, eseri Fransa'nın tanınmış heykeltraşlarından olan Frederic Auguste Bartholdi'ye sipariş ettiler, hatta bir hayli avans da ödendi ve Bartholdi işe başladı. Dikileceği yerde monte edilecek şekilde parçalar halinde hazırlanan heykel birkaç sene sonra tamamlanmış, kanalın Akdeniz'e açıldığı yerde birkaç hafta içerisinde yerleştirilebilecek hale getirilmiş ve Marsilya'dan bir gemi ile Mısır'a nakledilmesinin hazırlıklarına bile girişilmişti.

Ama, Said Paşa'dan sonra Mısır'ın başına geçen İsmail Paşa, Müslüman bir memlekette böylesine büyük bir heykelin dikilmesinin halk arasında hoşnutsuzluk yaratacağını düşündü ve mühendis Ferdinand de Lesseps'e, heykelin Mısır'a getirilmemesi talimatını verdi. Mühendis'in Paşa'yı ikna çabaları neticesiz kaldı. Süveyş Kanalı 1869 Kasım'ında dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı büyük ama 'heykelsiz' törenlerle açıldı. Bartholdi'nin eseri ise, Mısır'da bu yaşananlardan sonra Paris'te bir depoya kondu ve tozlanmaya terkedildi. O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında büyük bir muhabbet yaşanıyor ve taraflar birbirlerine jest üstüne jest yapıyorlardı. 

HEYKEL, AMERİKA YOLUNDA

Paris'te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Fransız Hükümeti'ni Amerikalılar'ın Fransa'n ın dostluğunu daima hatırlamaları için bir hediye gönderilmesi konusunda ikna etti ve hediyenin devasa bir heykel olması kararlaştırıldı. Heykel bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap tutacak, diğer elinde de 'dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü' olan bir meşale taşıyacaktı.

Sipariş gene aynı heykeltraşa, Frederic Auguste Bartholdi'ye verildi. Bartholdi'nin eseri zaten hazırdı, senelerden beri bir depoda beklemedeydi ve tek eksiği üst kısmında, yani elleriyle kollarında ve yüzünde bazı değişiklikler yapılmasıydı. Amerikalılar heykelin New York'un hemen girişinde bulunan ufak adalardan birine yerleştirilmesine karar verdiler. Bartholdi, kaidenin yerini görmek için New York'a gitti ve Paris'e dönüşünde yeniden işe başladı.

Bakır ve çelik ten yaptığı heykelin mühendisliği ilgilendiren taraflarını Paris'e kendi adıyla anılan bir kule dikmiş olan Gustave Eiffel ile beraberce çalışarak tamamladı ve 1884 Haziran'ın ilk günlerinde eserini Fransız hükümetine teslim etti. Bartholdi heykelin yüzünü tamamen değiştirmiş ve metale annesi Charlotte'in siluetini işlemişti.

Birbirine monte edilecek şekilde yapılmış 350 parçadan oluşan heykel 'İsere' adındaki bir Fransız gemisine yüklendi ve 4 Kasım 1885 günü New York'a ulaştı. New York'ta, bu arada heykelin kaidesinin yapımı için bir bağış kampanyası başlamış, ilk bağışı Macar göçmeni olan, New York'ta 'World' adında bir gazete çıkartan Joseph Pulitzer yapmış ve kaide için 100 bin dolar vermişti. Macar göçmeni gazeteci, daha sonra gazetecilikte dünyanın en büyük ödülü sayılan 'Pulitzer'in de isim babası olacaktı. Kaidenin inşasından sonra sıra heykelin dikilmesine ve resmi açılışa geldi.

 

Bartholdi, New York'a yanına bu defa Süveyş Kanalı'nın mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand de Lesseps'i de alarak gitti ve 1886'nın 25 Ekim'inde yapılan törende eserinin açılışını bizzat yaptı. 

 

www.celebiyiz.biz  gruptan Naci Kaptan'a Teşekkürler.

28/1/2008

BEN BİR TÜRKÜM !!!

BEN BİR TÜRKÜM!!!

Ben;

Orta Asya'dan Türeyen, Anadolu'da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK'üm !

Ben;

Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK'üm !

Ben;

Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK'üm !

Ben;

Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil'at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt'ada Gezdiren TÜRK'üm !

Ben;

Atilla'yı, Yavuz'u, Fatih'i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK'üm !

Ben;

Şahları, Sultanları Kul Edinen, Altınları, Elmasları Pul Edinen, İncili Kaftanları Çul Edinen TÜRK'üm !

Ben;

 Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK'üm !

Ben;

Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK'üm, Ben TÜRK'üm,

Ya Sen Kimsin ?

28/1/2008

MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARININ ÇOK ÖNCEDEN YAPTIKLARI BULUŞLAR

1. Akşemseddin: Pasteur 'dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur

2. Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.

3. Ebul-Vefa: Trigonometri'de tanjant,cotanjant,sekant,kosekant 'ı bulan büyük alimdir.

4.Biruni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.

5. Ebu Kamil Şü'ca: Avrupaya matematiği öğretmiştir.

6. Ebu Ma'şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o bulmuştur.

7. Battani: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifidir.

8. Cabir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim.

9. Cezeri: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır.

10. Demiri: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.

11. Farabi: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır.Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır.

12. Gıyasüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o bulmuştur.

13. İbn Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıklamıştır.

14. İbn Hatip: Vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır.

15. İbn Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.

16. İbn Karaka : 900 sene önce harika bir torna tezgahı yapmıştır.

17. İbni Türk: Cebirin temelini atan bilginlerdendir.

18. İdrisi: Yedi asır önce bugünkü ne çok benzeyen dünya haritası çizmiştir.

19. İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabı olarak okutmuştur. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNA'dır.

20. Kadızade Rumi: yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarlamıştır.

21. Kambur Vesim: verem mikrobunu R.Koch'tan 150 sene önce keşfetmiştir.

22. İbnün-Nefis: avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetmiştir.

23. Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizmiştir.

22.Ömer Hayyam: Cebiri oluşturandır. İlk defa o bulmuştur.

İLK KATARAKT AMELİHATINI AMMAR (X1.YÜZYIL) GERÇEKLEŞTİRMiŞTİR

İLK ATOM BOMBASI FİKRİ CABİR BİN HAYYAN'A( 721-805) AİTTİR


ALİ BİN ABBAS ( Ö. 994 ) 1000SENEÖNCE KANSER AMELİATI YAPMIŞTIR

İBN-İ YUNUS ( Ö.1009 ) GALİLE'DEN ÖNCE SARKACI BULMUŞTUR

ALİ BİN İSA (X1.YÜZYIL) İLK DEFA GÖZ HASTALIKLARI HAKKINDA ESER YAZMIŞTIR

 

http://www.turkhackteam.org/f154/bugune-kadar-neleri-icad-ettik-46618.html

24/1/2008

YOKSUL ÇİFTÇİ

YOKSUL ÇİFÇİ

 

         İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming'di adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.

         Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.

         ''Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum'' dedi.          Yoksul ve onurlu Fleming ;

         ''Kabul edemem!'' diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü.

         ''Bu senin oğlun mu?'' diye sordu aristokrat. Çiftçi gururla ''Evet!'' dedi. Aristokrat devam etti ;

         ''Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.''

         Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mary's Hospital Tıp Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.

         Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreeye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?

         Penisilin!

         Aristokratın adı : Lord Randolp Churchill' di...

         Oğlunun adi ise : Sir Winston Churchill.

         Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.

         Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

         Hiçbir şey beklemeden verin.

         Karşılığını mutlaka bir gün alırsınız...

 

BENİM HAKKIMDA

turkey

ATAM

ata

ŞEHİTLER ÖLMEZ

Turk Bayrağı

YANDI YÜREKLER YANDI

şehitlerimiz

HİSTATS SAYAÇ

ONLİNE SAYAÇ

ARAMA MOTORU

ŞANLI BAYRAĞIM VE SAAT

BANNERİM

vatanseverpatriot

BANNERİMİ SİTENİZE EKLEME KODU

CODE GEOCOUNTER

ERZİNİMİN ŞEHİTLERİ

SON DAKİKA HABER


Gazeteler

ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ

ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ ANISINA 1
ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ ANISINA 2

PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİ

VEDA HUTBESİ

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

DÖRTYOLUN EZAN VAKTİ

İLETİŞİM KUTUSU


ULU ÇINAR

koca çınar

OSMANLI PADİŞAHLARIMIZ

TARİHTE BUGÜN

ARKADAŞIMIN ESERLERİ

zirvedeki yaşamlar gerçek yaşam öyküleri

ZİYARETÇİLERİM

MY DEAR FRİENDS

ARKADAŞLARIMIN ( MY DEAR FRİENDS) BANNERLERİ

payas eml coğrafya
payas
ibrahimyalcin1982
Laracroft chez Lalique
vakanuvis
ibrahimyalcin1982
lunatic
cografyasam
mokarta
meyraca1
avatar
meyraca2
掉了ㄧ枚密碼
made by danablu
mamila
ibrahimyalcin1982
zhp
lilyy
şiir pınarı
Image cankuşum edebiyat
aysberg
kimyacının yuvası
suppruss
lapetitesorciere
Bijuteria-Casaca
pelin
illede
şiir pınarı
supprussceyiz
Geograpy

ahmet döner
lilyum52 şekerkız
Geograpy

çocuklarda yaratıcılık
evimdesenlik
ipekyolu'nun Mekani
yurtsever birlik
karakartal
FreeCity
lilyum52 Huzuryolu 1
Blogcu ile yapıldı